İhtiyaç Kavramının Evrimi

İHTİYAÇ KAVRAMININ EVRİMİ

Birçok kişi ilk devirlerden bahsedildiğinde, (Örneğin; Karanlık Çağ, Tarım Devrimi, Sanayi Devrimi vs.) geçmişe dayalı bilgilerin ne işimize yarayacağını düşünebilir. Bunun sebebi olarak size eski devirlerin günümüzden çok farklı olduğunu ve yaşam şeklinin çok fazla değiştiğini söylerler. Tabii ki ilk çağlardan veya geçmişten itibaren yaşam şekli de dahil olmak üzere birçok şey değişime uğradı. Fakat neden bilim insanları geçmişi bu denli araştırmaya önem verir? Neden etrafımızda bu kadar arkeoloji, paleontoloji, antropoloji ve daha saymadığımız binlerce alanda, tarih araştırmacısı bulunur?

Buna sebep olarak, insanlığın geçmişe olan merakından dolayı araştırmalar yapıldığını söyleyebilirsiniz. Fakat bakış açınızı değiştirerek bir de şu yönden bakmanızı öneririm: İnsan değişken bir varlıktır. Bu değişkenlik fizyolojik veya çevresel faktörlerle ve hatta genlerle sağlanabilir. Bu gibi değişiklikler neden veya nasıl oluyor? Zaman içerisinde bu değişimlerden ne kadar etkileniyoruz? Bu etkiler nesiller boyunca devam edebilir mi? İşte bu gibi soruların cevabını bulabilmek için tarihçiler, antropologlar, arkeologlar vs. tüm araştırmalarını ve gözlemlerini, temelinde bunlara benzer bir soru barındırarak yaparlar.

Dolayısıyla bu etkenler ve insanlara olan etkileri belirlenince gelecek ile ilgili daha tutarlı tahminler yürütülebilir ve “Gelecekte insanları nasıl bir hayat bekliyor?” gibi sorulara cevap bulabilmek daha mümkün hale gelebilir.

İnsan hayatında önemli bir rol oynayan ihtiyaçlar da zaman içerisinde değişime uğrayarak günümüzdeki halini almıştır. Çoğu insan, sadece çocukların,​​ gerçekten neye ihtiyacı olduklarını ayırt edemeyeceğini düşünür. Fakat durum sandığımızdan daha ciddi. Birçok kişi çocuklar gibi gerçek ihtiyaçlarını ayırt edemez. Nasıl olur da yetişkin bir insan gerçek ihtiyaçlarını diğer keyfî ihtiyaçlarından ayırt edemez? Bu çok garip bir durum ama elimizdeki veriler bunu gösteriyor.

Geçmiş yıllarda yapılan araştırmalar sonucu israf hakkında bazı istatistik verilere sahibiz. Bu grafiklerin sonucuna bakıldığında çoğu insanın pek de ihtiyaçlarının farkında olan varlıklar olmadığını görüyoruz. Çünkü israf aslında; kişinin hangi ürüne ne kadar ihtiyacı olduğunu bilmediği için ortaya çıkar.

unnamed.jpg

Görsel-1)​​ Amerika’nın 1997-1998 yılları arasında yaptığı israfın, grafikte gösterimi.​​ [G.1]

 

 

İnsanların bu kadar israfa sebep olması korkunç bir olaydır. Fakat daha korkunç olan olay bunun farkında olmamaları ve hatta inkâr etmelerdir.

israf.jpg

Görsel-2)​​ Gıda israfının dünya haritası üzerindeki dağılımını gösteren israf haritası.(2017-2018 yıllarının verisi) ​​ [G.2]

Bu grafiklere baktıktan sonra bile israf etmeyen ve ihtiyaçlarının farkında olan biri olduğunuzu düşünebilirsiniz. O halde ilk çağlardaki ihtiyaçlarla günümüz ihtiyaçları arasında ne​​ gibi​​ farklar oluşmuş, bununla birlikte, israf, insan hayatına nasıl sıradan bir olgu gibi yerleşmiş bunu inceleyelim.

 

AVCI TOPLAYICININ SON MODEL ARABASI ve İPEKTEN ELBİSESİ

Bir avcı toplayıcının ihtiyaçları nelerdi? Uzmanlara göre bunlar kısaca şöyle özetlenebilir :

  • Açlıktan ölmeyecek kadar yiyecek, su

  • Belli bir süre uyumak,dinlenmek

  • Vücudun sindirimi sonucu oluşan tuvalet ihtiyacı

  • Neslin devam edebilmesi için üremek​​ (çoğu bilim insanı avcı toplayıcıların bu ihtiyacının asıl sebebinin nesli devam ettirmek için değil tamamen cinsellik ihtiyacından dolayı olduğunu savunuyor.)

 

 

 

Görsel-3)​​ Avcılık yapan ilkel insanların temsili resmi.​​ [G.3]

Görüldüğü üzere bu liste tamamen fizyolojik ihtiyaçlarla doludur. ​​ Hiçbir avcı toplayıcı, ‘Neden​​ benim​​ mızrağım​​ diğer avcı​​ toplayıcınınki kadar güzel ve keskin değil?’ diye düşünmez. Çünkü düşünmesi gereken tek şey hayatta kalmaya çalışmaktır. Burada sorun mızrağın nasıl olduğu, en iyi ya da en kötü olup olmadığı değildir. Onu ihtiyacı olan besin kaynağına ulaştırabilecek bir aletin olup olmamasıdır. Eğer böyle bir aleti varsa endişelenmesi gereken başka bir durum yoktur.

 

Atalarımızın tek endişeleri hayatta kalmaktan ibaretti. Peki ne değişti?

 

 

TARIM DEVRİMİ ve İLK GELECEK ENDİŞESİ

İnsanlar avcı toplayıcılıktan ve göçebe bir hayattan, yerleşik bir hayata bir anda geçmemiştir. Bu, insanlar​​ (Sapiensler)​​ için çok uzun ve zorlu bir süreçti. ​​ 

Örneğin; Tarım Devrimi’nin başrolünde buğday vardır. Sapiens tarlaları temizlemek için beli çatlayana kadar çalıştı.[1]

neolithic-farmers.jpg

Görsel-4)​​ Tarım Devrimi’nin temsili bir resmi.​​ [G.4]

 

Homo sapiens’in vücudu bu tür işler için evrilmemişti. Geyiklerin arkasından koşmaya, elma ağaçlarına tırmanmaya uygundu, kaya toplamaya veya su kovası taşımaya değil. İnsanlar bunun bedelini omurga, diz, boyun ve bel ağrılarıyla ödediler.​​ [2]

Bu yeni tarımsal işler o kadar çok zaman almaktaydı ki, insanlar buğday tarlalarının yakınına kalıcı yerleşimler kurmak zorunda kaldılar. Bu onların yaşamını tamamen değiştirmişti. Biz buğdayı evcilleştirmedik, buğday bizi evcilleştirdi. (Evcilleştirmek​​ domestikasyon​​ yani Latincedeki​​ domus​​ ‘ev ’ kelimesinden türemiştir. Evde yaşayan ise buğday değil Sapiens’tir.)​​ [3]

İnsan hayatının göçebe hayattan, tarım aracılığıyla, yerleşik hayata geçmesinin belli zorunlu ihtiyaçları da beraberinde getirdiği inkar edilemez bir gerçektir. Bunlardan biri de depolama ihtiyacıdır.

İnsanlar göçebeyken asla yiyecek ve eşya gibi şeyleri biriktirme ihtiyacı duymamıştır. Çünkü göç ederken eşyaların fazla olması göçün zorlaşması demekti. Fakat yerleşik hayata geçen insanlar, (hava koşullarının uygun olmadığı durumları düşünerek) yiyecek depolamak ve barınak yapmak gibi tedbirler almak zorundaydı. Yani insanlık ilk defa o gün için hayatta kalma endişesi dışında, gelecekteki yaşamı hakkında da kaygılar yaşadı.

 

SANAYİ ​​ DEVRİMİ ​​ ve ​​ MASLOW’un İHTİYAÇLAR ​​ HİYERARŞİSİ

Sanayi Devrimi’nin ne olduğunu, hangi tarihlerde olduğunu, siyasal veya politik açıdan nelere mâl olduğunu ve hangi ülkelere nasıl etkisi olduğunu bir kenara bırakıp insanlığın ihtiyaçları üzerinde nasıl bir rol oynadığına bakalım.

Tarım toplumundan sanayi toplumuna dönüşüm uzun bir süreci içermiş, toplumda meydana gelen büyük çatışmalar ve yapısal değişimlerle birlikte 100 yılı aşkın bir dönem içinde sanayi toplumunun yapısı kurumsallaşmış ve yerleşmiştir.​​ [4]

Sanayi devrimi, ekonomik faaliyetlerin hızla artmasına yola açarak, toplumun tüm alanlarında değişime neden olmuştur. Yeni teknolojilerin üretimde kullanılması ve iş​​ bölümü artışıyla üretim ve verimlilik hızla artmıştır. Tarıma dayalı geleneksel toplumda üretim, evlerde, el tezgahlarında yapılırken, sanayi devrimi sonrasında üretim fabrikalarda yapılmaya başlanmış, toplumun kurumları, yapısı, norm ve davranış kalıpları değişmiş, geleneksel davranışlar giderek akılcı davranışlara yerini bırakmıştır.​​ [5]

 

ea959.jpg

Görsel-5)​​ Sanayi Devrimi zamanında bir fabrika.​​ [G.5]

 

 

Petrolün enerji kaynağı olarak ortaya çıkmasıyla yeni teknolojiler ortaya çıkmıştır. İçten yanmalı motorlu taşıtlara dayalı karayolu ulaşımının doğurduğu “otomobil” toplumları hem gündelik yaşamı etkilemiş, hem de bu yaşamın maddi olanaklarını sağlayan kitle üretim yöntemlerini ortaya çıkarmıştır.​​ [6]

endustri_devrimi_nasil_ortaya_cikmistir.jpg

Görsel-6)​​ Sanayi Devrimi, fabrika ortamı temsili resim.​​ [G.6]

Tüm bu teknolojik gelişmeler insanlar için yeni ihtiyaçlar anlamına da geliyordu. Homo Sapiens’in paraya ihtiyacı yoktu. Çünkü ortada para denen bir materyal yoktu. Dolayısıyla onu kazanmak için de bir işe de ihtiyacı yoktu. Sapiens’in tek istediği hayatta kalmaktı.

Günümüz insanları da hayatta kalabilmek için paraya, daha sonra bu parayla satın alınmış evlere, yiyeceklere, giyeceklere ve diğer ürünlere ihtiyacı olduğunu iddia ediyor. Barınak, yiyecek gibi fizyolojik gereksinimlere var olduğumuzdan beri ihtiyacımız var, fakat bunu ne zamandan beridir parayla yapmamız gerekiyor?

Bu süreçte insanların düşünce yapısında ‘para kazanmak için bir işe sahip olmak’ diğer tüm ihtiyaçları karşılamak için bir zorunluluk haline geldi. Dolayısıyla para gün geçtikçe daha önemli bir konuma sahip oldu.

Eğer bir işe sahip değilseniz istediğiniz hiçbir şeye de sahip olamayacağınız anlamına geliyor. Ekonomik alanda kabul edilen ve dayatılan tüm sistemleri siz de kabul etmek zorundasınız. Çünkü doğa kuralı; adaptasyon yapmayan bir canlının doğal seçilime maruz kalarak eninde sonunda yok olacağını söyler.

Belki de Abraham Maslow, insanlar, tüm yaşamını bu kuralı düşünerek geçirmesin diye bir ihtiyaç hiyerarşisi oluşturdu. Bu hiyerarşiyi biraz da yakından inceleyim.

Abraham Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi