Plastiğe Giriş 101

113 yıl önce plastiğin icadı.

Dünyamız bu buluş ile tamamen değişti. Biz en baştan nelerden oluştuğuyla başlayalım. Plastik, İngiltere’de  ilk olarak “Parkesin” adıyla; nitroselüloz, kâfur ve alkolün karışımıyla Alexander Parkes tarafından icat edildi. Parkes, icadını 1862 yılında Büyük Uluslararası Fuar’da tüm Dünya’ya tanıttı. İcadı ile bronz madalya kazandı. O dönemlerde plastik yerine kalıpla şekil verilecek malzemeler için kauçuk kullanılıyordu. Kauçuğun maliyetinin yüksek olması nedeniyle Alexander Parkes’in icadı büyük ilgi gördü. Ve o günden bu zamana da, gördüğü ilgi giderek arttı.

Plastik, aslında bakarsanız birbirini tekrar eden moleküller zincirlerinden oluşuyor, yani bir polimer. Polimerler sizin de bildiğiniz gibi doğada her yerde, her alanda bulunur. Ancak onları uygun ortamlar sağlandığında insan gücüyle oluşturmak da mümkündür. Mesela saf petrolü parçalarına ayırarak ve düzenleyerek yeni simetriye sahip polimerler elde edebiliriz.

Bu sentetik polimerlerin de çok sayıda kullanılabilir özellikleri vardır. Hafifler, sağlamlar ve kolayca şekil verilebilirler bu yüzden ağır işçilik istemez ve kolayca seri üretime alınabilirler. Ayrıca ham maddeleri de doğada fazlasıyla bulunur. Bu yönleriyle plastikler, oldukça kullanışlı ham maddelerdir.

Ancak her şey düşünüldüğü kadar basit değil. Sentetik polimerler çok dayanıklı olmalarından ötürü doğada yok olmaları 500 ila 1000 yılı buluyor. Bu süper güçlü maddeyi tek kullanımlık paketlemelerde kullanmaya başladık ancak şuanda önünü alamadığımız bir durum ile karşı karşıyayız. Araştırmalara göre plastik üretimi 1950’den beri her yıl yüzde 8.4 oranında artıyor.

Plastik atıkların sadece %9’u geri dönüştürülebiliyorken %92’lik dilim çöp olarak ayrılıyor. İşin sonunda, plastikleri yok etme anlamında toplamda sadece yüzde 12’si yakılırken, yüzde 79’u hala çöplükleri işgal ediyor, ormanlarımızı, çevremizi ve denizlerimizi kirletiyor. Ayrıca atıkları yok etmek için yaktığımız plastiklerden açığa çıkan gazlar da yine bizim ve doğada yaşayan tüm canlıların sağlığıyla oynuyor.

Denizlerde de durum çok farklı sayılmaz, hatta daha kötü sorunlarla karşı karşıyayız. Her sene yaklaşık 8 milyon ton plastik okyanuslara atılıyor. Atılan plastik atıklar su yüzeyinde bir levha gibi yayılıyor ve giderek büyüyen bir kütleye dönüşüyor. Şu ana kadar plastik atıkların çoğu Hawai ve California arasında birikmiş durumda diyebiliriz. Ve bu alan yaklaşık 1.8 trilyon plastik içeriyor. Bilim insanları bu plastik kütlesine Great Pasific Garbage Patch ( Büyük Pasifik Çöp Alanı ) diyorlar.  Çünkü bu alan aslında​​ bir kıta büyüklüğünde 3.5 milyon karelik bir alandan oluşuyor ve somut olarak belirtmek gerekirse Türkiye’nin 5 katı büyüklüğünden bahsediyoruz. Araştırmalara dayanarak yapılan tahminlere göre 2050 yılında okyanuslardaki plastiğin toplam ağırlığı içindeki balık ağırlığına eşit olacak. Düşüncesi bile ne kadar korkunç geliyor öyle değil mi ?

Peki tamam, gözle görebildiğimiz sorunlarla bir şekilde savaşabiliriz belki ama aslında bakarsanız göremediklerimiz görebildiklerimizden daha tehlikeli. Peki neden mi? Çünkü bu atıklar Güneş’ten gelen UV ışınları ( Güneş’ten Dünya’ya ulaşan elektromanyetik spektrumun gözle göremediğimiz bir parçası ) ile parçalanıyor ve oldukça küçük boyutlara ulaşıyor hatta çoğu 0.5 santimetreden bile küçük durumda. Son zamanlarda sıklıkla haberlerde gördüğümüz balıkların, deniz canlılarının midesinden çıkan plastik parçaları işte bu yüzden.

Yani aslında sadece görmekle ilgili olan bu plastik problemini ne sen, ne ben çözemeyiz. Ancak birlik olursak üstesinden gelebiliriz.

Etrafındaki olaylara kayıtsız kalma, unutma ki doğada gördüğün her şey bir Denge’de.

Ve öyle kalmalı.

Sen de “Denge İçin” de ve farkındalık hareketimize katıl !

 

Yayım tarihi
Genel olarak sınıflandırılmış